Kedi ve köpeklerle büyüyen çocuklar obez olmuyor


Ne yazık ki hayvanları çok da sevip önemseyen bir toplum değiliz. Genel olarak hayvanları gerçek anlamda seven azınlık bile, evlerini kolay kolay bir hayvanla paylaşmaz. Hele de küçük çocukları varsa…

Oysa bilim, hayvanların çocuklar için zararlı olduğu yönündeki önyargıları paramparça ediyor. Alberta Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, köpek ile yaşayan evlerin bebekler için daha sağlıklı bir ortam yarattığını kanıtladılar.

Yüzde 70’ini köpeklerin oluşturduğu tüylü ev hayvanlarının olduğu evlerde yapılan araştırmaya göre, hayvanlar bebekler ile temas kurduklarında bebeklerde yararlı bağırsak bakterilerinin artmasına ve böylece bağışıklık sistemlerinin güçlenmesine yol açıyorlar.

Bebekler obez olmuyor, alerjik hastalığa yakalanmıyor

Böylece erken yaşlarda hayvanlarla iletişim halinde olan insanların obez olma ve alerjik hastalıklara yakalanma riskleri de azalıyor. Hatta bu riskler henüz bebekler anne karnında iken ikinci veya üçüncü üç ayda azalmaya başlıyor.

Aslında tüm bunların ötesinde hayvanlarla büyüyen insanlar onları sever ve sayar. Onlarla empati kurabilir. Böyle bir insan ise bir başka canlıya zarar veremezler. Dünya daha yaşanılır bir yer haline gelir.

Herkes umarım bundan sonra evini evcil hayvanlarla paylaşmaya daha istekli olur.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Neden uyurken hapşıramıyoruz?

Hiç uyurken hapşırarak uyandınız mı? Eğer yanıtınız evetse bunu yaşayan çok az insandan birisiniz demektir. Çünkü genelde uyurken hapşırmayız.

Peki neden insanlar uyurken hapşırmazlar? Çünkü uyurken hapşırmaya neden olan sinirlerimiz de bizimle birlikte dinleniyordur da ondan. Aslında uzandığımızda brnumuzdaki mukozalar şiştiğinden toza karşı daha hassas oluruz. Ama derin bir uyku uyurken, özellikle de rüya görürken gözlerimizi kontrol eden kaslarımız dışındaki tüm kaslarımız adeta felç olur. Buna hapşırmamıza neden olan kaslarımız da dahil. Ama burun kanallarımızdaki sinirlerin uyarılması çok güçlüyse hapşırabiliyoruz. Çok ender görülen bu durumun bile sadece uykunun hafif aşamasında olduğunu belirtmekte fayda var.

Aman gözlere dikkat!

Bizimle birlikte uyuyup uyanan burun kanallarımızdaki sinirlerimizi uyaran ise çoğu zaman alerjik bir duyarlılık olsa da, toz, duman, parfümler, ani bir ışığa maruz kalma hatta seks sonrası gibi kişiye
göre değişen çok değişik etmenler olabiliyor. Hapşırırken ağzımızdan ve burnumuzdan verdiğimiz ani, irade dışı ve sesli nefesle beraber burundaki toz ve mikropları da dışarıya atıyoruz. Ama dikkat! Attığımız gözümüz de olabilir. Evet, gücü çok yüksek hapşırmalarda gözlerimiz dışarı fırlayabiliyor. Çünkü burun sinirlerimiz ile göz sinirlerimiz birbiriyle bağlantılı. Hapşırırken reflex olarak gözlerimizi kapamamızın nedeni de bu.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Burun şeklimizi genetik değil, iklim belirliyor

Şimdiye kadar genetik olarak atalarımızdan miras aldığımızı sandığımız burunlarımızın aslında çok uzun bir evrim süreci içinde iklim koşulları tarafından şekillendiğini söylesek inanır mısınız? Uluslararası bir araştırma ekibi, insan burnunun yaşadığı bölgenin iklim koşullarına uyum sağlayabilmek için uzun bir zaman dilimi içerisinde şekillendiğini keşfettiler.

Burnumuzun temel işlevi soluduğumuz havayı sıcak ve nemli hale getirerek vücudumuza aktarmak. Bu nedenle de soğuk bölgelerde yaşayan insanların burun delikleri daha küçük, burunları ise daha büyük boyutlarda oluyor. Çünkü küçük burun delikleriyle kontrollü bir şekilde solunan hava, büyük boyutlu bir burun içinde yol alarak daha kolay sıcak ve nemli hale getirilebiliyor. Doğal olarak da sıcak ve nemli coğrafyalarda burun delikleri daha büyük ve burunların boyutları daha küçük oluyor.

Araştırmaya göre ayrıca cinsel anlamda çekicilik de burun yapısında önemli bir yere sahip. İnsanlar daha küçük burunları daha çekici bulduğu için zamanla küçük burunlar daha baskın hale geldi. Hem cinsel seleksiyon, hem de ekolojik seleksiyon birbirlerini tamamlayıp güçlendirerek burun yapıları belirlendi.

Karadenizli birini burnundan hemen tanıyabilmemizin ya da küçük ve basık bir burna sahip olan kişinin Afrikalı olduğunu ifade etmeye bile gerek duymamamızın nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr