Haşlanmış yumurta yeme tarzı kişiliğinizi ele veriyor

Haşlanmış yumurtanızı nasıl yiyorsunuz? Bir yumurta kabında ucundan biraz soyup ekmeğinizi batırarak mı yoksa çay kaşığıyla mı? Ya da yumurtanızı tamamen soyup tabağınıza mı koyuyorsunuz? Ya da ne bileyim dürüm mü yapıyorsunuz?

İnsan davranışları uzmanı Dr Jane Cox haşlanmış yumurta yeme tarzının insanların nasıl bir kişiliğe sahip oldukları konusunda bir çok ipucunu barındırdığını belirtiyor.

Haşlanmış yumurta yemenin dört temel yolu olduğunu belirten Cox, bir İngiliz olduğu için dürüm yapıp yeme gibi bize özgü bir yolu tabi ki hesaba katmamış. Ancak biz yine de bir göz atalım…

Haşlanmış yumurtanızı az haşlayıp bir yumurta kabına oturtarak üst kısmını soyup ekmeğinizi de rafadan yumurtanıza batırıp yiyorsanız dengeli ve alışkanlıklarına bağlı birisiniz. Eğer bu yumurtanızı bir çay kaşığı ile yiyorsanız, sadece yapılması gerekeni yapan bir görev insanısınız. Üzgünüz ama durup hayatın tadını çıkarmayı, hayattan zevk almayı pek fazla aklına getirmeyenlerdensiniz.

Eğer yumurtanızı çoğunluğun tercih ettiği gibi geniş tarafından değil de dar tarafından soymaya başlayanlardansanız, size verili olanı olduğu gibi kabul etmeyen sorgulayıcı bir kişiliğe sahipsiniz. Hayatın çeşitli yanlarını denemekten çekinmeyen ve farklı tatları deneyip keyif alabilen birisiniz.

Ve yine haşlanmış yumurtanızı tamamen soyup ekmeğinizin (tost) üzerinde yemeyi tercih edenlerdenseniz, çok pratik birisiniz ve ayrıca da oldukça iyi bir espiri anlayışınız var demektir.

Sanırım yumurtayı taş gibi kaynatıp tabağa dilimleyerek ekmekle yemek ya da dürüm yapıp yemeyi de tüm bu çıkarımlardan kendimiz tahmin etmeye çalışmalıyız.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Motosikletiyle ömür boyu sürecek yolculuğa çıkan kadın


Amerikalı Nikki Misurelli adlı kadın, eski sevgilisinin çok tehlikeli olduğu gerekçesiyle bir kadına göre olmadığını söyleyip tek başına dünya turuna çıkması üzerine, motosikletiyle tek başına ömür boyu sürecek bir yolculuğa başladı.

Sırf kadın olduğu için böyle bir durumda kalmasını kabullenmeyen Nikki, evi de dahil olmak üzere tüm malvarlığını satıp, işindeki tüm tazminatını da çekerek tek başına motosikletiyle dünyayı dolaşmaya başladı. Böylece bu tür maceraların iddia edildiği gibi ‘Erkek İşi’ olmadığını gösteren kadınlar arasında yerini aldı.

Alaska’daki evinden 2016 yılının Ekim ayında yola çıkan Nikki, şu ana kadar Amerika sahilleri, Orta Amerika, İtalya, İspanya, Fransa, Cebelitarık, Portekiz, Avusturya, Slovenya ve Fas topraklarına ayak basarak tam 17 bin 500 mil yol katetti.

Aslında yaşamak için çok az şeye ihtiyacımız var

Yolculuğu boyunca yol kenarlarındaki tüneller de dahil olmak üzere bulabildiği her yerde uyuyan Nikki, yaşamı sürdürmek için ne kadar az şeye ihtiyacı olduğunu her gün yeniden öğreniyor. Hem de her seferinde şaşırmaktan kendini alamayarak…

Asla plan yapmayan Nikki, yolculukları sırasında bazen bulabildiği işleri yaparak, daha özgür olmasını sağlayacak kadar para kazanıyor. Şimdilerde yine altı ay kadar çalışacak olan Nikki, yolculuğuna Orta Doğu veya Kuzey Afrika ile devam edecek.

Nikki, yaptığını yapmak isteyen ama kötülüklerden korkan kadınlara da cesaret veriyor. Ona göre kötülük her yerde var ama dünyada kötülükten çok iyilik var. Umalım öyle olsun, Nikki’nin ve isteyen tüm kadınların yolu açık olsun.

Ve yine tüm kadınlara bu iş için güç verecek cinsiyetçi ve eskimeye mahkum erkek arkadaşlar dileyelim…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Kararan Elmaları Seviniz

Soyulmuş, yarım kalmış, darbe almış bazı meyve ve sebzeler, hatta kesilen bazı ağaçlar kararır. Beyaz üzüm ve şeker ve kağıt yapımında sorun yaratan bu kararma çoğu insanın da hoşuna gitmeyen bir durumdur. Ama artık bu duruma canınızı hiç sıkmayın çünkü keşke kararsalar diyeceğimiz günler yakın olabilir.

Elma, ayva, armut, patates gibi besinlerin kesildikten bir süre sonra kararmalarının sorumlusu bu besinlerde bulunan ve polifenol oksidaz (PPO) adı verilen bir enzimdir. Bu enzimlerin havayla, dolayısıyla havadaki oksijenle buluşmasını engelleyen kabukları soyulduğunda ya da zarar gördüğünde, istenmeyen o buluşma gerçekleşiyor ve tıpkı demirin paslanması gibi bir renk değişimine neden oluyor. Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada bu ‘enzimatik esmerleşme’ görülmez.

Şimdi gelelim neden bu esmerleşmeyi arayabileceğimize…

Amerikan genetik mühendisleri elmada bu esmerleşmeyi PPO enzimini devre dışı bırakarak önlediklerini duyurdu. Yani mısır, soya fasulyesi, ve patatesin genetiğini değiştiren ABD, sıraya elmayı koydu. Çiftçiler ve çevreciler ise genetiği ile oynanan elmanın sağlık açısından zararlı olduğunu ve bu elmaları yemeyeceklerini söylüyorlar.

Bir çok konuda yaptığımız gibi elma yerken de ‘Ahhh nerde o eski ısırınca kararan elmalar’ diyeceğimiz günlerin çok da yakın olmamasını  umalım…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Trafikte 12 gün sıkışıp kalsanız ne yapardınız?

 


Şehir yaşamının en büyük sorunlarından birini söyleyin desek eminim bir çok insan trafik der. Hele de İstanbul gibi kalabalık ve iyi ulaşım planı bulunmayan kentlerin en önemli sorunudur trafik.

Geçen yıl trafikte bekleme süresi ortalama 34 saat olan Türkiye, dünyada ortalama trafik sıkışıklığının en yoğun yaşandığı onuncu ülke oldu. Türkiye’de trafik dediğimizde en büyük payın İstanbul’da olduğunu söylememize bilmem gerek var mı. İstanbul’da yaşayıp da trafikten dert yanmayan, trafikte saatler harcamayan insan yok gibidir.

İstanbul’da şu anda kayıtlı 3,75 milyon araç var ve her gün 1.017 yeni araba kaydoluyor. İstanbul’daki sürücüler, her yılın bir haftasını trafiğin açılmasını bekleyerek geçiriyor.

Çok fena değil mi? Ama beterin beteri var derler ya, İstanbul’da da trafik mi var dedirtecek şehirler var. Bu konuda dünya rekoru ise Çin’de kırılmış. 2010 yılında Çin’de trafik kuyruğu 100 kilometreyi bulmuş ve araçlar günde 1 km ilerleyebilmişler. Kaplumbağa ilerleyişiyle trafik tam 12 günde çözülmüş.

Böyle bir kuyrukta olduğunuzu düşünebiliyor musunuz?

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Bal neden eşsiz bir besindir?


Balın ne kadar değerli bir besin olduğunu biliyoruz. Ama balın yaşamı sürdürmek için gerekli olan enzim, asit, mineral, su, protein ve vitamin gibi tüm besin ögelerine sahip olan tek besin olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, balın dışında başka hiç bir besin maddesi bir canlının yaşaması için gerekli özlerin tamamını bünyesinde barındırmaz. Bal ayrıca şifa da dağıtır. Eski uygarlıkların da keşfederek tıpta kullandıkları bal, mevsimsel alerjileri, yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştiriyor.

Bu kadar eşsiz bir besin olan balda on beş ayrı şeker bulunuyor ama bildiğimiz normal şekerden farklı olarak, sindirime gerek olmadan hızlı bir şekilde kana karışıyor. Onun için eğer çok acil enerjiye ihtiyaç duyuyorsanız, ılık su ile balı karıştırıp için ve bir kaç dakika içinde istediğiniz enerjiye kavuşabilirsiniz. Ama kan şekeriniz yüksekse balı dikkatli tüketmenizde yarar var.

Peki bu kadar sahte balın ortalıkta olduğu bir durumda balın gerçek olup olmadığını nereden anlayacağız? Bunu anlamak çok zor, tam anlamıyla laboratuvar testleri ile netleştirilebilen bir durum ama bazı ipuçları da yok değil. Eğer satın aldığımız bal çiçek balı ise ve buzdolabına koyduğumuzda ya da soğuk bir ortamda kaldığında şekerlenmiyorsa üzgünüm ama o bal gerçek değildir, yememeniz daha iyi.

Ayrıca bal, nem, güneş ışığı, kaynatma gibi sıra dışı bir etkiye maruz kalmadıkça bozulmaz ve bayatlamaz. Eğer aldığınız bal bir süre sonra ekşidiyse, demek ki olgunlaşmadan hasat edilmiştir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

1 Nisan’da neden şaka yapıyoruz?

Bugün 1 Nisan. Tüm dünyada şakaların yapıldığı gün. İnsanların aslında soğuk ve karanlık kış günlerinin bitip sıcak ve aydınlık günlerin başlamasının sevincini şakalarla yansıttıkları gün.

1 Nisan şakalarının altında yatan temel neden bu olsa da herşeyde olduğu gibi bunun tüm dünyaya yayılmasına yardımcı olacak dönüm noktası 1594 yılında Fransa’da yaşanan bir değişiklik. Bu tarihte Fransız kralının o güne kadar 1 Nisan’da kutlanan yılbaşını 1 Ocak tarihine alması halktan bazı kesimlerin eski alışkanlıklarını sürdürme ısrarı ile karşılanmış. Eee insanoğlunu alışkanlıklarından vazgeçirmek dünyanın en zor işlerinden biridir bilyorsunuz. Bir de o dönemde internetin olmadığını ve alınan kararların yayılmasının epey bir süre aldığını da hesaba katarsak epey bir karışıklık yaşanmış. Israrla 1 Nisan’da yılbaşını kutlamaya çalışanlarla bazıları dalga geçmeye ve onlara ‘Nisan Ahmağı’ lakabını takarak şakalar yapmaya başlamış.

Kaynağı ne olursa olsun tüm dünyaya yayılan bu günde şimdiye kadar duyduğunuz en ilginç Nisan 1 Şakası ne diye sorsak? İşte benim ilk üç favorim:

  • 2005 yılında Google tarafından Google Gulp adında bir içecek ürettikleri ve bunu içenin zeka seviyesinin yükselerek google’ı daha verimli kullandığı açıklandı. Açıklamaya göre, vücuda girer girmez DNA çözümlemesi yapan ve beyni optimize eden bu içecek tıpkı Gmail hesabı açmak gibi sadece birinin sizi davet etmesi yöntemiyle satın alınabiliyordu. Dört ayrı tatta piyasaya sürüldüğü belirtilen bu içecek için ebay’da sahte bir açık arttırma bile düzenlendi. Google’ın bu ürün için bulduğu slogan ise oldukça yaratıcı: Susuzluğunuzu bilgiyle yenin!
  • BBC 1957’de aşırı ılık geçen kış ve spagettilere saldıran böceklerin ortadan kalkması sayesinde, İsviçreli köylülerin ağaçlarından görülmemiş spagetti rekoltesi elde ettiği yönlü bir program yaptı. Tabi binlerce insan bunu nasıl yapacaklarını öğrenmeye çalıştı.
  • İngiliz gökbilimci Patrick Moore, 1976 yılı 1 Nisan 09.47’de Pluton Jüpiter’in arkasında geçerken sıradışı bir olay meydana geleceğini, gezegenlerin bu dizilişinin Dünya’nın çekim gücünü azaltacağını söylemişti. Tam bu anda sıçrayanların havada uçma hissini duyumsayacaklarını söyleyen Moore’un bu açıklaması binlerce kişi tarafından uygulanmıştı.

Bakalım bu yıl dünya nasıl şakalar yaşayacak…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Madenler artık suyun altından çıkarılacak

Altın, gümüş, bakır gibi değerli madenler artık suyun altında da aranacak. Artan Dünya nüfusuna paralel ihtiyaçların artması, üstüne üstlük bir de çağın hastalığı tüketim çılgınlığı da eklendiğinde varolan kaynaklar hızla tükeniyor. Daha fazlasına ihtiyaç duyarken varolanın da tükenmeye başlaması insanoğluna akıl almayacak şeyler yaptırıyor. Bunun en son örneği ise madenlerin toprağın derinliklerinde değil de okyanusun derinliklerinden çıkarılacak olması.

Evet, yanlış duymadınız, artık değerli madenler suların derinliklerinden çıkarılacak. Kanadalı Nautilus Minerals adlı maden şirketi, Papua Yeni Gine açıklarında dünyanın ilk deniz dibi madenciliği üretimine 2019 yılında başlayacağını, bunun için gerekli teçhizatın hazırlıklarını son hız sürdürdüklerini açıkladı.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr