Uzun esneyen daha zeki

uzun esneyen daha zeki

Ne kadar akıllı olduğunuzu merak ediyorsanız esneme uzunluğunuza dikkat edin. Eğer uzun uzun esniyorsanız zeki bir insan olduğunuzdan emin olabilirsiniz.

Biology Letters isimli dergide yayınlanan bir araştırmaya göre, esnemenin uzunluğu ile beyin ağırlığı ve nöron sayısı arasında bir korelasyon var. Dolayısıyla ne kadar uzun esniyorsanız, o kadar büyük bir beyne sahipsiniz demektir. Haliyle de beyniniz daha iyi çalışır. Hayvanlardan çok daha ağır bir beyne sahip olan insanların ise canlı aleminin en uzun esneyeni olduğu da çalışmada gözlenmiş.

Esnemek beynin doğal kliması

Bilim insanlarına göre, esnemek beyni soğutmak için otomatik olarak yapılan bir bedensel işlev. Beyin en verimli şekilde çalışabilmek için belirli bir sıcaklığa ihtiyaç duyduğundan, uyku, yorgunluk, sıkılma gibi beyin ısısının arttığı durumlarda esneyerek beynin soğumasını sağlıyoruz.

Peki esnemek beyni nasıl soğutuyor? Esnerken ağzımızı iyice açtığımızda kan akışımız hızlanıyor ve kan akışı sayesinde beyindeki sıcak kan dışarı atılıyor.

Hemen derin derin nefes alın…

Ayrıca, derin derin nefes aldığımızda da burun ve ağız boşluklarımıza dolan hava dalgası aynı şekilde kafatası anadamarlarını serinletiyor. Aslında derin derin nefes aldığımızda esnemeye başlamamızın nedeni de budur. Yoga yapanlar bunu iyi bilir. Derin ve uzun nefesler alınırken sürekli esnemek son derece olağandır. Hiç denemediyseniz hemen derin nefesler almaya başlayın. Ağzınızı kapatmayı unutmayın…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Alzheimer’a yakalanma yaşı tahmin edilebiliyor


Alzheimer hastalığına yakalanıp yakalanmayacağınızı ya da kaç yaşında yakalanacağınızı öğrenmek ister miydiniz?

Eğer öğrenmek istiyorsanız sizi teste davet edelim. Alzheimer hastalığının genetik ile yakın ilişkisi olduğu bilindiğinden, bilim insanları 70 bin kişinin genetiklerini inceledikleri bir test geliştirmişler. Alzheimer hastalarının yanısıra sağlam insanların da test edildiği genetik inceleme sonunda, bir kişinin önümüzdeki yıllar içinde bunama belirtileri gösterip göstermeyeceği başarılı bir şekilde tahmin edilebilmiş.

Testin yapılışı

Alzheimer hastalığının ApoE adı verilen bir gen ile yakından ilişkisi var. Bu gene sahip insanlar, genin üç versiyonuna göre risk artıyor ya da azalıyor. Yapılan yeni test çalışmasında ise sadece ApoE geni değil, tüm genler incelenmiş. Hastalık üzerindeki etkisini belirledikleri genlerdeki 2000 adet tek harfli farklılıktan Alzheimer’a en çok etki eden 31 değişiklik belirlenmiş. Test bu değişikliklerin kontrol edilmesine dayanıyor.

Ama genetik faktörü işin sadece bir boyutu ve genler dışında alışkanlıklarımız ve yaşam tarzımız bunama üzerinde son derece önemli bir etkiye sahip. O halde hepimizin yaşam tarzımızı bir kez daha gözden geçirmesinde yarar var.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Gökten tekila yağacak!

Bilim yine yaptı yapacağını… Bu defa da bildiğimiz tekila yağdıran bir bulut yaratıldı. Evet yanlış duymadınız, tropikal tatillerin vazgeçilmez içkisi tekila.

Reklam şirketi LAPIZ tarafından Meksika Turizm Masası adına oluşturulan bu mekan içi bulutlar, Berlin’de bulunan bir sanat galerisi etkinliklerinin bir parçası. Ama çıkış noktası Mart ayı boyunca Almanya’da çok kötü giden hava. İnsanlara şunu demek istemişler: ” Madem Almanya’da hava bu kadar kötü, o zaman neden Meksika’ya tatile gitmeyelim?” Hatta sergiye gelen ziyaretçilere bu buluttan yağan tekilalardan ikram bile etmişler. Kulağa hoş geliyor değil mi?

Gelelim en önemli konuya. Bu bulut nasıl tekila yağdırıyor? Özel nemlendiriciler kullanılarak ultrosonik frekansta tekila titreştirilerek görülebilecek yoğunlukta bir sise dönüştürülüyor. Ardından bu sis yoğuşturularak sıvı hale getiriliyor ve yağmur damlaları halinde yağıyor.

E, öyleyse şerefe!

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

En güçlü ağrı kesiciyi ağzımızda taşıyoruz!

Bildiğiniz en güçlü ağrı kesici nedir diye sorsam eminim bir sürü ilaç adı sayabilirsiniz. Ama o kadar da uzaklara gitmenize hiç gerek yok aslında. En güçlü ağrı kesici her an dilinizin altında…

Evet, insan tükürüğü opiorfin adı verilen ve morfinden altı kat daha güçlü bir ağrı kesici madde içeriyor.

Fransız bilim insanları genetiği insana yüzde 99 benzeyen farelerin ayaklarına enjekte ettikleri bu opiorfin maddesinin bazı antidepresanlar kadar etkili olduğunu görmüşler. Ayrıca bu maddenin depresyona karşı da etkili olduğu tespit edilmiş durumda. Üstelik de yan etkileri çok az. Ancak opiorfin tek başına çok da etkili olamıyor.

Tükürüğün içerdiği şaşırtıcı mucizeler bu kadarla da sınırlı değil. Yediğimiz yemeklerin tadını da ancak yiyeceklerin tükürüğümüz ile birleşmesinden sonra alabiliyoruz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Ispanak yaprağı mini insan kalbine dönüştürüldü

Bilim insanları ıspanağı temel iskele yapısı olarak kullanarak insan kalbinin mini bir versiyonunu oluşturdular. Evet yanlış duymadınız, Ispanak… Tıpkı bir kalbin damarlarını andıran ıspanak yapraklarındaki damarlar, insan organı gelişimini sağlayacak kanı taşıyabiliyor.

Bilim insanlarının 3D baskı sistemiyle büyük boyutlarda bir insan dokusu oluşturduğunu biliyoruz. Ama doku sağlığı açısından çok önemli olan küçük boyutlu doku oluşturmak oldukça zordu. İşte bu zorluk ıspanak ile giderildi.

Çalışan bir insan kalbi kası inşa etmek için kullanılan ıspanak yaprağı sayesinde doku mühendisliğinde bir engel konumunda olan damar sisteminin geliştirilmesi için bir yol bulunacak. Bu çalışma
bir gün doku yenilenmesine yardımcı olabilecek. Böylece hasar görmüş organlar onarılabilecek.

Kısacası yakın gelecekte organ bağışı için donör olmaya veya bulmaya gerek kalmayacak.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Burun şeklimizi genetik değil, iklim belirliyor

Şimdiye kadar genetik olarak atalarımızdan miras aldığımızı sandığımız burunlarımızın aslında çok uzun bir evrim süreci içinde iklim koşulları tarafından şekillendiğini söylesek inanır mısınız? Uluslararası bir araştırma ekibi, insan burnunun yaşadığı bölgenin iklim koşullarına uyum sağlayabilmek için uzun bir zaman dilimi içerisinde şekillendiğini keşfettiler.

Burnumuzun temel işlevi soluduğumuz havayı sıcak ve nemli hale getirerek vücudumuza aktarmak. Bu nedenle de soğuk bölgelerde yaşayan insanların burun delikleri daha küçük, burunları ise daha büyük boyutlarda oluyor. Çünkü küçük burun delikleriyle kontrollü bir şekilde solunan hava, büyük boyutlu bir burun içinde yol alarak daha kolay sıcak ve nemli hale getirilebiliyor. Doğal olarak da sıcak ve nemli coğrafyalarda burun delikleri daha büyük ve burunların boyutları daha küçük oluyor.

Araştırmaya göre ayrıca cinsel anlamda çekicilik de burun yapısında önemli bir yere sahip. İnsanlar daha küçük burunları daha çekici bulduğu için zamanla küçük burunlar daha baskın hale geldi. Hem cinsel seleksiyon, hem de ekolojik seleksiyon birbirlerini tamamlayıp güçlendirerek burun yapıları belirlendi.

Karadenizli birini burnundan hemen tanıyabilmemizin ya da küçük ve basık bir burna sahip olan kişinin Afrikalı olduğunu ifade etmeye bile gerek duymamamızın nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr