Afrika’daki ölüm halkalarının gizemi ne?

Uzaydan çekilen bir fotoğrafta Afrika ülkesi Namibya’da irili ufaklı halkalar halinde üzerinde hiç bir bitkinin yaşamadığı toprak parçaları şaşırttı. Bilim insanlarının ‘Ölüm Halkaları’ adını verdikleri bu halkaların gizemi hemen araştırılmaya başlandı.

Önce bu halkaların toprak altında yaşayan bir termit türünün yaşam alanları olduğu düşünüldü ancak yapılan kazılarda bu halkaların altında herhangi bir termit kolonisine rastlanmadı. İkinci olarak bu halkaların altında doğal gaz gibi bir maddenin olabileceği düşünüldü, ama yine yapılan deneyler ve araştırmalar sonucunda böyle bir kaynağa da rastlanılmadı.

Böylece bir diğer fikir ortaya atıldı. Bu halkalar farklı bitki türlerinin kendi aralarındaki rekabetin bir sonucu olabilirdi. Ancak yapılan araştırmalar bu tezi de çürüttü.

Dolayısıyla bilim dünyası hala Afrika’daki bu ölüm halkalarının gizemini araştırıyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Kıtaların altı eriyip bal gibi damlıyor

Bugüne kadar Dünya üzerinde bulunan kıtalara ilişkin bildiğimiz en ilginç bilgi hepsinin adının A ile başlayıp bitmesinden öteye gidememiş olabilir :Asya, Avrupa, Afrika, Avustralya, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Antarktika. Ancak artık Türk bilim insanları daha ilginç bir şey keşfettiler. Kıtaların tabanları zamanla ısınıyor ve tıpkı bir balın damlaması gibi ısınan kısım uzayıp damlıyor. Kıta tabanının damlamasıyla yüzey kısmı yukarı doğru zıplıyor ve bu da deniz seviyesinden yüksekliği artırıyor. Üstelik bunun en tipik örneği de Anadolu.

İstanbul Teknik Üniversitesi, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Oğuz Hakan Göğüş ve Prof. Dr. Celal Şengör öncülüğünde, Toronto Üniversitesi’nden Prof. Dr. Russell Pysklywec ve Erkan Gün, Yüksek performanslı bilgisayarlarla fiziksel modelleme tekniğini uyguladı ve yeryuvarının yaklaşık 120 km’lik en üst katmanı taşküre’nin (litosfer) milyonlarca fiziksel yıllık davranışını anlamaya çalıştı. Ortaya çıkardıkları yüzlerce modeli çok disiplinli çalışmalardan elde edilen verilerle karşılaştırdılar.

Ünlü bilim dergisi Nature Communications’ta yayımlanan çalışmaya göre, 4.3 milyar yıldan günümüze kadar var olduğu bilinen kıtaların tabanları zamanla ısınıyor ve kırılmak yerine macun gibi derinlere (mantoya) doğru akmaya başlıyor. Yer içinin derinlerine bal gibi damlayan kıta parçası kopunca yüzeyde geriye kalan hafif kısmı yukarı zıplatıyor.

Yeryüzü deniz seviyesinden hızla 1 km yükseğe çıkabilir

Bu nedenle birkaç milyon yılda yeryüzünün deniz seviyesinden 1 km yükseğe kadar çıkabileceği ve kıta kabuğu tabanının erimesi sonucu yüzeyde volkanik patlamaların olabileceği de belirtiliyor.

İspatı Anadolu’da

Bildiğimiz gibi Anadolu dağlık bir coğrafya. Genelde kıtaları denizin üzerinde yüzen buz kütlesine benzetiriz. Aynı buzdağının altındaki görünmeyen kütlenin kalınlaştıkça suyun üzerindeki kısmının da yüksek olabileceğini varsaydığımız gibi, yüksek dağların altında da derinlere doğru kalınlaşan bir kütle olduğunu kabul ederiz.

Sonuçlar aynı zamanda Anadolu platosunun yükselmesi ve volkanik faaliyetlerinin nasıl gelişmiş olabileceğini de açıklıyor. “Kökleri derine damlayan kıtalar” bilimsel hipotezi, Orta Anadolu platosunun deniz seviyesinden bütünüyle en az 1 km yükselmesini, volkanlarının gelişimi (özellikle yakın dönemdeki Anadolu volkanları, Galatya ve Kapadokya) ve depremler yardımıyla elde edilen yer içine ait tomografik görüntülerinin nasıl geliştiğini açıklayabileceğini gösteriyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

İngilizceyi yapay zekadan öğreneceğiz

İngilizce öğretmenliği tarihe karışabilir. İngilizce öğretmek üzere ‘Parla’ adında bir yapay zeka geliştirildi. Ücretsiz yapay zeka, barındırdığı birçok programı sayesinde daha etkili ve verimli dil öğretiyor ve öğrenim düzeyini hemen grafikleştiriyor.

Ancak şu anda Türkçe dil seçeneği yok. Parla’nın geliştiricileri 2020 yılına kadar farklı dil seçeneklerini geliştirecekler.

Yabancı dil öğrenimini tamamen değiştirmesi beklenen Parla, bir öğretmen gibi İngilizce öğrenenlere ödev veriyor, hataları düzeltiyor, bir sonraki adımda neler öğrenmesi gerektiğini söylüyor ve yeni bir kelimeyi veya gramer bilgisini açıklıyor. Her yere taşınabiliyor olması ise İngilizce öğrenmede mekan sınırlamasını kaldırıyor. Dahası, süre kısıntısı da yok. İnsanlar boş oldukları zaman dilimlerini kısa da olsa dil öğrenmek için değerlendirebiliyorlar.

Yapay zekanın önümüzdeki dönemlerde yabancı dil öğrenmeyi tamamen farklılaştıracağı, daha etkili ve verimli hale getireceği tahmin ediliyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Migren ağrısı sona mı eriyor?

Halk arasında yarım ağrı olarak da bilinen migren ağrılarının ne kadar korkunç bir şey olduğunu çekmeyen bilmez. Migren atakları sırasında kişi ışığa ve sese aşırı duyarlı olur. Hiç bir şekilde yaşamsal faaliyetlerini sürdüremez ve korkunç bir ağrı ile başetmek zorunda kalır.

Ama artık belki de insanlar bu işkencenin sonuna gelmişlerdir. Bilim bu konuda da önemli bir yol katetti. ABD merkezli Scion NeuroStim adlı şirket, migren ağrıları için özel bir cihaz geliştirdi. Bu cihaz, kulak kanalının içini ısıtıp soğutarak çalışıyor ve iç kulaktaki denge ile ilgili organları ısı akımları vasıtasıyla harekete geçiriyor. Bu organların da beyinsapındaki migren ile ilgili aktiviteyi etkilediği düşünülüyor.

Her biri ayda 4 ila 14 kez migren ağrısı çeken ABD ve İngiltere’den 81 kişi üzerinde test edilen cihazın etkili olduğu kanıtlandı.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Canlı hücrelere video yüklendi!

Bu da oldu! Nihayet bilim dünyası insan biyolojisinin en büyük gizemlerinden biri olan beynin işleyişini anlamak için de kullanılabilecek bir başarıya imza attı.

Harvard Üniversitesi Biyoloji Tabanlı Mühendislik Enstitüsü’nden bir grup araştırmacı, ilk kez canlı hücrelere bir video kaydetmeyi ve ardından videoyu oynatmayı başardı. İnanılmazı başaran bu ekip, bir insan elinin ve dört nala giden bir atın görüntülerini bakterilerin DNA hücrelerine yerleştirdi.

Çok yönlü biyolojik depolama sistemi

Geliştirilen moleküler kaydedici adı verilen sistem sayesinde veriler canlı hücrelere daha sonra erişilebilecek şekilde kaydedildi. Böylece gelecekte hastalıklarla mücadele konusunda ve biyoloji bilgimizi derinleştirmek için bu teknikten yararlanılabilecek.

Ekip üyesi Seth Shipman yaptıkları çalışmayı “Günümüzün teknolojilerinden çok daha küçük ve çok yönlü biyolojik bir depolama sistemi geliştirip bir çok olayı zaman içinde takip etmek istiyoruz.” diye açıkladı.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Depresyona kafa bantlı çözüm

Çağımızın en önemli sorunlarından biri olan depresyona ilginç bir çözüm üretildi. Depresyon nedeniyle intihar oranlarının çok yüksek olduğu Güney Kore’de Ybrain adlı girişim bir kafa bandı ile depresyonu yeneceğini iddia ediyor.

Güney Koreli ekibin bu kafa bandını geliştirirken temel aldıkları şey depresyonun beynin ön lobundaki aktivitenin azalması ile yakından ilişkili olması. Bu nedenle ekip bu bant yoluyla hafif elektrik akımlarını göndererel bu lobu uyarıp aktive ediyor. Bu bant bir akıllı telefon uygulamasıyla birlikte çalışıyor. Kullananların kaydettikleri uyku, egzersiz, tedavi gibi bilgiler doktorlara gönderilerek kontrol ettiriliyor.

Tabi böylesine bir teknolojiyi üretmek öyle anlatıldığı gibi basit değil. Ucuz hiç değil. Çünkü bu kafa bantlarına şimdiye kadar 9 milyon doların üzerinde yatırım yapıldı.

Mindd adı verilen bu kafa bantları Güney Kore’de 12 hastanede kullanılmaya başlandı. Önümüzdeki dönemde Avrupa ve ABD’de de kullanılacak.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Yaratıcı insanlar dünyayı gerçekten farklı görüyor

Deha diyebileceğimiz yeteneklere sahip insanların dünyayı gerçek anlamda farklı bir gözle gördükleri kanıtlandı. Araştırmacılar, yeniliklere açık insanların sadece olay ve olgulara farklı bir açıdan bakmadıklarını, aynı zamanda ortalama bir insandan daha farklı gördüklerini de yaptıkları bir deneyle ortaya koydu.

Deneklerin aynı anda bir gözüne yeşil şeritli diğer gözüne de kırmızı şeritli şekiller gösterildi. Deneklerin çoğu görüntüleri aralıklı olarak birinden diğerine geçer şekilde ama bazen de her iki görüntünün iç içe geçtiği şekilde gördü. Kişilik olarak yeniliklere ve çevreye açık ve dolayısıyla daha yaratıcı olan insanların ise bu iç içe geçmiş görüntüleri diğer insanlara göre daha uzun süreler boyunca gördükleri gözlemlendi.

Üstelik yaratıcılığı arttıran pozitif ruh hali içindeki bu kişiler, bu iç içe geçmiş görüntüleri gerçekte olduğundan daha uzun süre gördüklerini ifade etmişler.

Şimdiye kadar yaratıcılığın farklı düşünme ile bağlantılı olduğu görüşü genel kabul görüyordu. Ama artık yaratıcılığın görünen şeylerde daha fazla olasılık görmekle bağlantılı olduğu dile getiriliyor. Dahası yaratıcı insanlar her şeyi daha farlı ve bütünleşik görüyorlar ve pozitif bir ruh hali ile bunu birleştiriyorlar. Resimde bir çığır açan Pablo Picasso’nun “Başkaları olanı görür ve neden diye sordu. Ben ise olabileceği görüp neden olmasın diye sordum.” sözünü doğrularcasına…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Güneş ışınları DNA’mızı değiştiriyor!


Çok fazla güneş ışığına maruz kalmanın sağlığımıza zararlı olduğunu biliyoruz. Özellikle de yaz aylarında güneş ışınlarının dik olarak geldiği öğle saatlarinde dışarıda fazla zaman geçirmemeye özen gösteririz?

Peki bunu neden yaptığımızı, dahası güneşin vücudumuza ne tür bir zarar verdiğini biliyor muyuz? En basit ifadeyle güneş ışınları DNA yapımızda değişikliğe yolaçarak adeta DNA’mızı yeniden yazıyor. Peki bu nasıl oluyor?

Güneşten gelen ultraviyole ışınlar cildimizin altına girip hücrelerimizle temas eder. Hücrelerimizi oluşturan DNA şeritlerindeki dört farklı kodları ısı yoluyla değiştirebilir. Bu da DNA dizilimini bozar. Bir nevi mutasyon anlamına gelen bu durum ile DNA yapımız değişmiş olur.

Vucudumuz kendini onarıyor

Neyse ki vücudumuz mükemmel işleyen bir mekanizmaya sahip ve bu tür DNA hasarlarını enzimler yoluyla onarabiliyor.

Gelelim işin en ilginç tarafına… Vücudumuzun bu kendini onarma sürecinin sonunda bronzlaşırız. Yani diğer bir deyişle, bronzlaşma vücudumuzun DNA mutasyonuna verdiği fizyolojik tepkiden başka bir şey değildir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Hiçbir şeyden korkmuyor musunuz? O halde hastasınız

Eğer hiç bir şeyden korkmuyorsanız hemen en yakın bir doktora görünmenizde fayda var. Çünkü bu bir hastalık ve tıptaki adı da Lipoid Proteinozis hastalığı.

Beynin korku duygusundan sorumlu bölümü olan “amigdala bölgesi”nin hasar görmesi sonucu yaşanan bu korkusuzluk hastalığı hayatta kalma şansımızı da azaltıyor. Korku duymama nedeniyle insan çevresinde var olan tehlikeleri de fark edemiyor.

Tedavisi olmayan bu hastalık neyse ki çok ender görülen bir durum.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Güneş panelinizi yanınızda taşımaya ne dersiniz?

Evet yanlış duymadınız, çok yakın bir zamanda ayaklı elektrik üretim santrali olabilirsiniz. Bilim insanları özel bir mürekkep kullanarak yazıcı ile kağıt inceliğinde, rulo yapılabilecek kadar esnek ve hafif güneş panelleri üretmeyi başardılar.

Avustralya’da Newcastle Üniversitesinde Paul Dastoor ve ekibinin 15 yıllık çalışmaları meyvesini verdi. Ekip geçtiğimiz günlerde bu yeni ürünlerinin test üretimini yaptılar. Hem de 100 metrekarelik alanı kaplayacak büyüklükte üretimle.

Daha verimli, daha ucuz ve çevreci

0.1 milimetre kalınlığa sahip bu ‘kağıt’ paneller normal güneş panellerine göre daha yüksek üretim performansına sahipler. Üstelik maliyetleri de metrekare başına 7.42 dolar ki bu, çatı maliyetiyle hemen hemen aynı.

Bitmedi. Bu paneller aynı zamanda geri dönüştürülebiliyor. Çünkü bu paneller pet şişelerin üretiminde kullanılan malzeme kullanılarak yapılıyor.

Gittiğiniz yerlerde rulo yaptığınız güneş panelinizi açarak düz bir zemine yayıp kendi elektriğinizi üretmeye başlamak gerçekten harika olur.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr