Çin Ay’ın karanlık yüzünü aydınlatacak

Çin Ay’ın ‘’karanlık yüzü’’ olarak adlandırılan bölgesinde neler olup bittiğini görmek için yarın bir keşif robotu gönderecek.

Ay Dünya’ya göre sabit konumlandığından bir yüzünü asla göremiyoruz. Bu da insanoğlunda gizem yaratıyor ve merak uyandırıyor. Çin bu gizemi çözmek için yarın harekete geçiyor.

Queqiao adını verdiği keşif robotu, Ay’a ‘’yumuşak inişinden” sonra Ay’ın en çok merak edilen bu ‘karanlık’ bölgesinin jeolojik yapısını inceleyecek. Yüzeyden topladığı örnek parçalarla geri dönecek ve Ay’ın nasıl oluştuğuna dair ipuçlarını da beraberinde getirecek.

Queqiao aynı zamanda patates tohumları ve ipekböceği yumurtaları da dahil olmak üzere içerideki biyolojik materyal içeren bir kap da götürecek. Bunların ay yüzeyi üzerinde büyüyüp büyümeyeceği dünyadan canlı olarak izlenecek.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Rusya uzaya otel kuruyor

Uzayda bir otelde konaklayıp uzaya nazır selfie çekmeyi kim istemez. Hele de otelden şöyle çıkıp da kozmonotlarla uzay yürüyüşü yapmayı…

Bu ütopyanın gerçekleşmesine sadece dört yıl kaldı. Rusya Uzay Ajansı, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) turistlerin uzay ziyaretleri için lüks bir otel modülü tasarlıyor. Kurulumu 300 milyon dolara malolacak otel, 2021 yılında tamamlanacak.

Ancak tahmin edileceği üzere bu otele sadece çok parası olanlar gidebilecek. Çünkü otele gidiş ve bir hafta konaklama ücreti 40 milyon dolar. Bitmedi; ISS’de bir hafta kalıp Rus kozmonotlarla uzay yürüyüşü yapmak isteyen zenginler bunun üzerine bir 20 milyon dolar daha eklemek zorundalar.

Dört yıl içinde bu miktarı biriktirebilecek olanların bir an önce işe koyulmalarında yarar var.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Bu kadın ikizini de bedeninde taşıyor!

Amerikalı Taylor Muhl isimli kadının vücudunun üst kısmının yarısı adeta cetvelle çizilmiş gibi iki farklı renge sahip. Halk arasında yarım ağrı olarak bilinen migreni andıran bu durumu merak eden Taylor’a doktorlar son derece şaşırtıcı gerçeği açıklamışlar. Taylor anne karnındayken ikizinin DNA’sını da emerek kendi vücudunda birleştirmiş.

Taylor vücudunun yarısında DNA’sını taşıdığı ikizinin farklı bağışıklık sistemi ile kendi bağışıklık sisteminin sürekli birbirleriyle savaşması nedeniyle sık sık hastalanıyor.

Bir bedende iki kişi!

Tıp dilinde Kimera Sendromu adı verilen bu durum anne karnında ikizlerin hücrelerinin birleşerek tek bir bebeğin doğması anlamına geliyor. Doğan bebek ise iki ayrı DNA yapısına, kan dolaşımına ve bağışıklık sistemine sahip oluyor.

Yunan mitolojisinde Kimera

Hastalığın ismi ise Yunan mitolojisine dayanıyor. Kimera, Yunan mitolojisinde tek bir vücutta çeşitli canlıların kimi uzuvlarına sahip, ağzından ateş püskürten yaratık. Genellikle yaratığın bir başı aslan, bir başı keçi, gövdesi aslan ve kuyruğu yılan olarak tasvir ediliyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Mavi gözlü insanların tek bir ortak atası var

Bilim insanları dünyada yaşayan mavi gözlü insanların göz rengine neden olan ve 6,000 -10,000 yıl önce gerçekleşen genetik bir mutasyonun izini sürdüler. Ulaştıkları sonuç ise oldukça şaşırtıcı: Mavi gözlü insanlar tek bir ortak ataya sahipler.

Normalde tüm insanlar kahverengi gözlüdür. Ancak zamanla kromozomlarımızda OCA2 genini etkileyen bir genetik mutasyon yaşandı. OCA2 geni, saçlarımıza, gözlerimize ve cildimize renk veren pigment olan melanin üretimiyle ilgili olan P proteini kodladığından renklerde farklılıklar oluşmaya başladı. Bir başka deyişle göz renginin kahverengiden yeşil renge kadar değişimi irisdeki melanin miktarına bağlı olarak belirleniyor. 

Ancak mavi gözlü bireylerin gözlerinde melanin miktarında küçük bir değişim derecesi var. Bilim insanları da buna dayanarak bu küçük farkın tek bir ortak atadan kaynaklandığını ifade ediyorlar.

Melanin miktarı sıfırlandığında da albinizm denen durum ortaya çıkıyor. Albino adı verilen saçları kaşları, derisi bembeyaz olan insanların gözlerinde renk pigmenti bulunmamasından dolayı görmede de sorunlar yaşıyorlar. Kişiden kişiye farklılık gösteren bu durumda görme oranı yüzde 5 ila 10 arasında değişiyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Uzaya elektrikli spor araba fırlatılacak!

Şaka değil! Marsa elektrikli otomobil gönderilecek! Hem de bu otomobil, David Bowie’nin ünlü Space Oddity şarkısı eşliğinde belki de milyonlarca yıl boyunca Mars’ın yörüngesinde dönecek.

ABDli elektrikli otomobil şirketi Tesla’yı ve onun dahi kurucusu Elon Musk’ı duymayan kalmadı sanırım. Yaptığı yeniliklerle dünyayı sürekli şaşırtan Musk, insanı imrendiren son hamlesini de yaptı. 

Elon Musk Twitter’da bir süre önce, Mars’ın yörüngesine gönderecekleri ilk Falcon Heavy roketinin içerisine kendi kiraz rengi Tesla Roadster’ını koyacağını ve arabanın içerisinde David Bowie’nin ünlü Space Oddity şarkısı çalarken milyonlarca yıl boyunca Mars’ın yörüngesinde döneceğini söylemişti. Tabi herkes bu kadar da olmaz diyerek bunun Musk’ın ara sıra yaptığı şakalardan biri olduğunu düşündü.

“Kırmızı gezegen için kırmızı bir araba” 

Ama artık bunun bir şaka olmadığını görüyoruz. SpaceX’in de CEO’su olan Elon Musk, kendi Instagram hesabından yaptığı açıklamada, Falcon Heavy roketinin ilk testine çeşitlilik getirmek adına kızıl renkli Tesla Roadster’i Mars’a göndereceklerini belirtti. Üstelik Mars’ın yörüngesine göndereceği kiraz rengi Tesla Roadster’ını Falcon Heavy roketlerinin yük bölmesine yüklenmiş halde fotoğraflarını paylaştı. Oldukça detaylı olarak paylaşılan bu fotoğrafların yanına da “Kırmızı gezegen için Kırmızı bir araba” diye başlayan nefis bir not iliştirdi.

Tesla bu denemede başarılı olursa, Mars’ın yörüngesinde arabası olan evrendeki ilk otomobil markası olacak.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Bu bebek annesinden sadece bir yaş küçük!

‘Kar bebeği’ (snowbaby) ismini duymadıysanız hemen söyleyelim. Gelecekteki muhtemel bir doğum için kullanılmak üzere dondurulan ve saklanan embriyolara verilen ad.

İşte 14 Ekim 1992 tarihinde dondurulan bu embriyolardan biri Kasım ayında ABD’de dünyaya geldi. ‘Kar Bebeği’nin bilinmeyen sahibi onu bebek sahibi olmak isteyen ama olamayan genç bir çifte bağışladı. Böylece 26 yaşındaki Tina, onu dünyaya getirdi. Embriyodan sadece bir yaş büyük olan anne Tina ise duygularını, “ Bu embriyo benim arkadaşım olabilirdi” şeklinde ifade etti.

DOĞUM KAVRAMI KABUK DEĞİŞTİRİYOR

Emma Wren adı verilen kız bebek sayesinde doğurganlık sorunu yaşayan veya sağlık sorunları nedeniyle ilerde bebek sahibi olamayacak insanların bu yöntemle rahatlıkla çocuk sahibi olabilecek. Ya da kendilerini henüz çocuk sahibi olmaya hazır hissetmeyen ama zaman sorunu nedeniyle acele eden çiftler de bu yöntem sayesinde yaşamlarını yoluna koyduktan sonra çocuk sahibi olabilecekler.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Beyin MR’ına benzeyen hava durumu fotoğrafının sırrı çözüldü

Meteoroloji uzmanları, 20 haziran 2014 tarihinde Teksas üzerindeki hava durumu görüntülerinde ürkütücü bir şey farkediyor. Hava durumu olayından çok bir beyin MR’ına benzeyen görüntüler uzmanlarda merak uyandırıyor.

Bu görüntülerin gizemini araştıran bilim insanları, 40 km uzakta bir ordu üssü olduğunu öğrenince, bu görüntülerin ordunun büyük çaplı bir paraşüt tatbikatıyla ilgisi olup olmadığını netleştirmeye koyuluyorlar. Ancak ordunun bu tatbikatları bir başka yerde yaptığını öğreniyorlar.

Bunun üzerine uzmanlar bu görüntülerin meteorolijede mikro patlatma adı verilen olay olabileceğini düşünüyorlar. Mikro patlamalar bir faciaya neden olabilir. Bu güçlü kitle yere hızlıca çarpıp yükseldiğinde bir nükleer bomba etkisi yaratabilir ve güçlü fırtınalar yaratır. Uçaklar için de bunlar son derece tehlikelidir. Ama uzmanlar görüntülerin kaydedildiği sırada güçlü fırtınaların olmadığını kaydedince bu olasılığı da eliyorlar.

Uzmanlar bu defa radarın solar radyasyonun neden olduğu güneş parlaması olasılığı üzerinde yoğunlaşıyorlar. Meteorologlar görüntü günü bir güneş parlaması olduğunu keşfediyorlar. Ama zamanları uyuşmuyor.

Bunun yerin yüzeyinde bir durumdan kaynaklı olma ihtimali araştırılırken, bu görüntülerin ortaya çıktığı yerin dünyanın en büyük yarasa kolonisinin yaşadığı çok özel bir mağara olduğu keşfediliyor. Akşam olunca mağaradan çıkan milyarlarca yarasanın görüntülerdeki hortumu oluşturduğu anlaşılıyor. Yağmur bulutu gibi görünen bu şey aslında bir yarasa bulutuymuş.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Eğer bir müzik dinlerken tüyleriniz diken diken oluyorsa dikkat

Eğer bir müzik dinlerken tüyleriniz diken diken oluyorsa çok özel bir beyne sahip olabilirsiniz.

Eski bir Harvard öğrencisi olan Matthew Sachs, geçen sene bu duygunun nasıl tetiklendiğini görmek için insanlar üzerinde inceleme yapmış. İncelediği insanlar içinde müzikle duygusal ve fiziksel bağ kurmayı başarmış olanların, müzik karşısında duyarsız olanlardan farklı beyin yapılarına sahip olduklarını keşfetmiş. Bu insanların beyinlerinde işitme korteksini ve duyguları işleme alan alanları birbirine bağlayan bağlantının daha fazla lif yoğunluğuna sahip olduğunu farketmiş. Bunun anlamı da bu beyne sahip insanların iletişim becerilerinin daha gelişkin olması.

Şimdi bilim insanları bu araştırmayı biraz daha genişleterek sinirsel rahatsızlıkların tedavisinde de kullanabilmeyi umuyorlar.

Kısacası eğer müzik dinlerken tüyleriniz diken diken oluyorsa daha güçlü ve daha yoğun duygulara sahip olma ihtimaliniz yüksek.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Bahama Adaları aslında yarı canlı bir organizma!

Karayipler’de yer alan Bahama Adaları’nın gerçekte bir canlı olduğu hiç aklınıza gelir miydi? Evet, bu doğa harikası adaları mikroorganizmalar oluşturuyor. Sayılamayacak kadar çok mikroorganizma bir araya gelerek bu adayı oluşturuyorlar. Çok çabuk üreyen bu mikroorganizmalar çoğaldıkça beyaz kayalar oluşuyor ve ada büyüyor. Bu organizmaların en temel besin kaynağı ise demir.

Neden Baham Adaları?

Bilim insanları bu şaşırtıcı keşfi yaptıktan sonra bu mikroorganizmaların neden dünyanın başka yerinde değil de Orta Amerika’daki Bahamalar’da böylesine mesken tuttuklarını merak ediyorlar ve araştırmaya başlıyorlar. Buldukları sonuç ise en az olayın kendisi kadar şaşırtıcı. Mikroorganizmaların temel besin kaynağı olan demir hava akımı ile Afrika kıtasından tam da Bahama Adaları’nın üzerine geliyor. Böylece rahatça beslenip üreyebilen bu mikroorganizmalar da dünyaya Bahama Adaları gibi bir cennet sunuyorlar.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Pasifik Okyanusu’ndaki Sandy Adası nereye kayboldu?

2012 yılı Kasım ayında Pasifik Okyanusu’nun uydu fotoğrafında Sandy Adası mozaiklenmişti. Bunun nedenini merak eden bilim insanları Adanın olduğu yere gittiklerinde ortada Ada falan olmadığını gördüler. Ada ortadan yok olmuştu.

Adanın birden bire ortadan yok olması üzerine bazı teoriler ortaya atıldı. İlkin Adanın su altında kalmış olabileceği düşünüldü. Sonar sistemle yapılan taramalarda su altında hiç bir kara parçasına ulaşılamadı. Üstelik veriler de su seviyesinin o kadar yükselmediğini gösteriyordu.

Bunun üzerine Adanın aslında hiç var olmadığı, eski haritalarda zaman zaman hataların olabildiği düşünüldü. Haritalarda bu adanın yeri yanlış belirtilmiş olabilirdi. Ancak bu Ada ilk kez harita konusunda titiz çalışmalarıyla bilinen Kaptan Cook tarafından haritaya konulmuştu. Ayrıca çoğu kez farklı harita çalışmalarında Ada kontrol edilip haritadaki yerini almıştı.

Bilim insanları bu nedenle başka bir varsayıma yoğunlaştılar. Sandy Adası bir sünger taşı adası olabilirdi ve bu tür adalar sabit olmayıp suda sürüklenebilen adalardı. Ancak burada da bir sorun vardı çünkü 100 yıl gibi bir zaman diliminde Ada sabit olarak yerinde görülmüştü.

Bu teori de yatınca bu defa işin içine komplo teorileri girdi. Adanın ABD ordusu tarafından sık kullanılan bir ada olduğu ve ordunun bir geminin yok olmasını amaçlayan Filedelfiya Deneyi’nin kurbanı olabileceği ortaya atıldı. ABD Ordusu bunu inkar etti.

Şimdi teoriler tükendi. Herkes merak ediyor. Sandy Adası’na ne oldu?

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr