Vakumlu düğün fotoğrafları!

Sıradışı bir düğün fotoğrafınız olsun ister miydiniz?

Japon fotoğrafçı Hatuhiko Kawaguchi, geliştirdiği yepyeni ve ‘nefes kesici’ bir yöntem ile farklı bir düğün fotoğrafı arayışında olan çiftlerin yeni gözdesi. Flesh Love (Beden Aşkı) adını verdiği serisinde Kawaguchi, yeni evli çiftleri vakumlanmış plastik torbalara koyarak garip fotoğraflarını çekiyor.

ÇİFTLER 10 SANİYE NEFESLERİNİ TUTUYOR

Farklı bir düğün fotoğrafı olsun isteyen çiftler öncelikle sürtünmeyi engellemek için kayganlaştırıcı jel ile kaplanıyor. Daha sonra çiftler plastik torbaya giriyor ve torbanın havası çekiliyor. Genç aşıklar oldukça rahatsız bir aşk kozasında hareketsizce bekliyor. Çiftlerin on saniye nefeslerini tutması gerekiyor. Daha sonra Kawaguchi hızlı bir şekilde aşıkların iki fotoğrafını çekiyor ve asistanına torbayı açmasını söylüyor. Her ihtimale karşı herhangi bir aksilik yaşanması durumuna karşı da bir doktor hazır bulunuyor.

Fotoğrafçı çiftlerin seçtikleri pozisyonların birbirlerine ne kadar yakın ve aşık olduğunu yansıttığını söylüyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Tayvanlı kadın gençlik sırlarını açıkladı

Gençlik insanoğlunun değişmeyen özlemi. Ne var ki yıllar geçiyor ve yaşlanıyoruz. Ancak bazı insanlar adeta yılları durduruyor. Bunlardan biri de Tayvanlı 41 yaşındaki Lure Hsu. Lure’un görüntüsünün yaşıyla uzaktan yakından ilgisi yok.

Peki yakında 42 yaşına girecek olan Lure’un bu kadar genç görünmesinin sırrı ne? Lure bunu en başta nemlendirici kullanmaya ve güneş ışınlarına gereğinden fazla maruz kalmamaya bağlıyor.

Tabi yiyecek seçimlerimiz de doğrudan dış görünüşümüzü etkiliyor. Lure, fazla yağlı yiyeceklerden ve aşırı et tüketiminden sakındığını ve daha çok lifli yiyeceklerle sebze ve meyve ağırlıklı beslendiğini söylüyor. Sabahları bir fincan sade kahve ve çok suyu da ihmal etmemek gerektiğini ekliyor.

Genetik mirasın ve yaşama pozitif bakmanın da dış görünüşümüzde çok etkili olduğunu sanırım belirtmeye gerek bile yok…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Çin’de bir üniversitede internet fenomeni olma bölümü açıldı

İnternet günümüz insanının vazgeçilmez uğraşlarının başında geliyor. Bir çok sosyal medya ağında yarışan milyonlarca insan takipçi sayılarını artırmaya çalışıyor. Kimi bunda başarılı olup bunu önemli bir kazanç kapısı haline getirirken kimi de pek başarılı olamıyor.

Eğer siz de internet fenomeni olmak istiyor ama bu konuda çok da başarılı olamadığınızı düşünüyorsanız artık endişelenmeyin. Bunun için eğitim alıp kendinizi geliştirebilirsiniz.

Bu konuda ilk girişim Çin’den geldi. Çin de bir üniversite, internette ünlü olabilmek için gerekli yeteneklerle donatmak için üç yıllık özel bir önlisans bölümü açtı. Makyaj sınıflarından, podyum yürüyüşü çalışmalarına ve estetik, halkla ilişkiler, fotoğraf düzenleme yetenekleri ve dans performanslarına kadar, internet fenomeni olmak için gerekli her şey burada öğretiliyor. Şu anda çoğu kadın olmak üzere bu bölümün toplam 33 öğrencisi bulunuyor.

Tabi bunu başaran Çinliler yılda 46 milyon dolara kadar para kazanabiliyorlar. Çünkü Çin’de 700 milyon cep telefonu kullanıcısı mevcut. Ancak bu bölümlerin dünyanın farklı ülkelerinin üniversitelerinde de açılması kaçınılmaz.

 

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Depresyona kafa bantlı çözüm

Çağımızın en önemli sorunlarından biri olan depresyona ilginç bir çözüm üretildi. Depresyon nedeniyle intihar oranlarının çok yüksek olduğu Güney Kore’de Ybrain adlı girişim bir kafa bandı ile depresyonu yeneceğini iddia ediyor.

Güney Koreli ekibin bu kafa bandını geliştirirken temel aldıkları şey depresyonun beynin ön lobundaki aktivitenin azalması ile yakından ilişkili olması. Bu nedenle ekip bu bant yoluyla hafif elektrik akımlarını göndererel bu lobu uyarıp aktive ediyor. Bu bant bir akıllı telefon uygulamasıyla birlikte çalışıyor. Kullananların kaydettikleri uyku, egzersiz, tedavi gibi bilgiler doktorlara gönderilerek kontrol ettiriliyor.

Tabi böylesine bir teknolojiyi üretmek öyle anlatıldığı gibi basit değil. Ucuz hiç değil. Çünkü bu kafa bantlarına şimdiye kadar 9 milyon doların üzerinde yatırım yapıldı.

Mindd adı verilen bu kafa bantları Güney Kore’de 12 hastanede kullanılmaya başlandı. Önümüzdeki dönemde Avrupa ve ABD’de de kullanılacak.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Çöpten topladığı kitaplarla kütüphane kurdu!

Kolombiyalı Jose Alberto Gutierrez, 20 yıl boyunca çöplerden topladığı kitaplardan herkesin yararlanabileceği bir kütüphane oluşturdu.

Kolombiyalı çöp toplayıcısı Gutierrez 20 yıl önce çöpte Rus romanı “Anna Karenina” nın bir kopyasını bulduğunda, kitap macerası da başlamış oldu. Bu kitabı alıp saklamaya karar veren Gutierrez, o günden bu yana atılan kitapları topluyor. Çocukluğunda okulu bitirme olanağı olmayan Gutierrez böylece, çöpten topladığı ve bağışlardan oluşturduğu 25 bin kitaplık muazzam bir kütüphane oluşturmayı başardı.

Digital çağın “Kitapların Efendisi”

Çevredeki insanların “Kitapların Efendisi” lakabını taktıkları Gutierrez yaptıklarını, “İnsanların kitapları çöplere attığını farkettim ve bu kitapları kurtarmaya başladım” diye ifade ediyor.

Gutierrez, evinde oluşturduğu kütüphane ile bölgedeki çocukların ödevlerinde ve çalışmalarında yardımcı oluyor. Bu arada kendisi de kütüphanesinden yararlanarak çocukluğunda yarım bıraktığı okulu bitirme sınavlarına hazırlanıyor. Ayrıca bu ilginç hikayesiyle Gutierrez, Güney Amerika ve Meksika’daki uluslararası kitap fuarlarına davet ediliyor.

Cep telefonları ve bilgisayarların yaygınlaşmasıyla kitap okuma oranı dünya genelinde düşüş kaydetti. Ancak bir çok kişi kitap okumanın yerini hiç bir şeyin almadığında hemfikir. Gutierrez, kitapların ve kitap okumanın bir tutku olduğunu, dijitalleşmenin alıp başını gittiği bu dönemde bir kez daha bizlere hatırlattı. Bir de insanın içinde yarım kalan şeylerin nasıl biriktiğini ve doğru yönlendirildiğinde ne büyük bir potansiyele sahip olduğunu da…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Yaratıcı insanlar dünyayı gerçekten farklı görüyor

Deha diyebileceğimiz yeteneklere sahip insanların dünyayı gerçek anlamda farklı bir gözle gördükleri kanıtlandı. Araştırmacılar, yeniliklere açık insanların sadece olay ve olgulara farklı bir açıdan bakmadıklarını, aynı zamanda ortalama bir insandan daha farklı gördüklerini de yaptıkları bir deneyle ortaya koydu.

Deneklerin aynı anda bir gözüne yeşil şeritli diğer gözüne de kırmızı şeritli şekiller gösterildi. Deneklerin çoğu görüntüleri aralıklı olarak birinden diğerine geçer şekilde ama bazen de her iki görüntünün iç içe geçtiği şekilde gördü. Kişilik olarak yeniliklere ve çevreye açık ve dolayısıyla daha yaratıcı olan insanların ise bu iç içe geçmiş görüntüleri diğer insanlara göre daha uzun süreler boyunca gördükleri gözlemlendi.

Üstelik yaratıcılığı arttıran pozitif ruh hali içindeki bu kişiler, bu iç içe geçmiş görüntüleri gerçekte olduğundan daha uzun süre gördüklerini ifade etmişler.

Şimdiye kadar yaratıcılığın farklı düşünme ile bağlantılı olduğu görüşü genel kabul görüyordu. Ama artık yaratıcılığın görünen şeylerde daha fazla olasılık görmekle bağlantılı olduğu dile getiriliyor. Dahası yaratıcı insanlar her şeyi daha farlı ve bütünleşik görüyorlar ve pozitif bir ruh hali ile bunu birleştiriyorlar. Resimde bir çığır açan Pablo Picasso’nun “Başkaları olanı görür ve neden diye sordu. Ben ise olabileceği görüp neden olmasın diye sordum.” sözünü doğrularcasına…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Öğrenmede başarının yolu bu iki kişilik özelliğinden geçiyor

Akademik başarıda zeka düzeyinizin belirleyici olduğunu düşünüyorsanız yanılıyor olabilirsiniz. 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre bir insanın sahip olduğu iki özellik akademik başarıda IQ seviyesinden dört kat daha belirleyici.

Bu mucize özellikler, farklı deneyimlere açık olmak ve sorumluluk sahibi olmak. Yeni deneyimlere açık olmak insana güçlü bir hayal gücü, hassasiyet ve entellektüel merak kazandırırken, sorumluluk sahibi olmak da disiplin, iyi planlama yeteneği ve görev duygusu kazandırıyor.

Araştırmayı yürüten Dr. Arthur Poropat’a göre öğrenmede kişilik zekadan daha önemli. Üstelik bu iki kişilik özelliği zekanın tersine öğrenilebiliyor da…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Güneş ışınları DNA’mızı değiştiriyor!


Çok fazla güneş ışığına maruz kalmanın sağlığımıza zararlı olduğunu biliyoruz. Özellikle de yaz aylarında güneş ışınlarının dik olarak geldiği öğle saatlarinde dışarıda fazla zaman geçirmemeye özen gösteririz?

Peki bunu neden yaptığımızı, dahası güneşin vücudumuza ne tür bir zarar verdiğini biliyor muyuz? En basit ifadeyle güneş ışınları DNA yapımızda değişikliğe yolaçarak adeta DNA’mızı yeniden yazıyor. Peki bu nasıl oluyor?

Güneşten gelen ultraviyole ışınlar cildimizin altına girip hücrelerimizle temas eder. Hücrelerimizi oluşturan DNA şeritlerindeki dört farklı kodları ısı yoluyla değiştirebilir. Bu da DNA dizilimini bozar. Bir nevi mutasyon anlamına gelen bu durum ile DNA yapımız değişmiş olur.

Vucudumuz kendini onarıyor

Neyse ki vücudumuz mükemmel işleyen bir mekanizmaya sahip ve bu tür DNA hasarlarını enzimler yoluyla onarabiliyor.

Gelelim işin en ilginç tarafına… Vücudumuzun bu kendini onarma sürecinin sonunda bronzlaşırız. Yani diğer bir deyişle, bronzlaşma vücudumuzun DNA mutasyonuna verdiği fizyolojik tepkiden başka bir şey değildir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

Meğer herkes sır küpüymüş!

Herkesin sırları vardır, bunu herkes bilir. Ancak son araştırmalar işin boyutunun biraz daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.

Psikologlara göre, herkesin beş tanesini asla kimseyle paylaşmadığı en az 13 sırrı varmış. Bu biraz abartı gibi gelse ve sırların sayısı kişiye göre değişse de araştırmalar ortalama sonuçları söylediklerinden doğru olabilir.

Ayrıca Journal of Personality and Social Psychology dergisi’nin Mayıs sayısında Michael Slepian tarafından kaleme alından ve bin kişinin katıldığı araştırmada, 13 bin sır kategorilere ayrılmış. Sırlar 38 ayrı kategoride toplanmış. Ve ortalama bir insanın bu listedeki en az 13 kategoride sırrı olduğu ortaya çıkmış.

Sırlarla yaşamak zor

Sır tutan insanlar üstlendikleri görevleri olduğundan daha zor olarak görmeye eğilimli oluyorlarmış. Hatta sırrı daha çok olan insanlar kendilerine gösterilen bir tepenin gerçekte olduğundan çok daha zorlu ve dik olduğunu söylemişler.

İşte en çok görülen sırlar

Yüzde 60 oranında bir yalan ya da mali durumun uygunsuzluğu
Yüzde 47 oranında güvenin kötüye kullanılması
Yüzde 33 oranında hırsızlık, gizli ilişki veya iş yerinde hoşnutsuzluk

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr

İnternetten ev alırken ya da kiralarken emojilere dikkat!

İnternetin yaygın olarak kullanılması emlak sektörünü de değiştiriyor. Paralarını emlakçılara kaptırmak istemeyenler aracıyı ortadan kaldırarak doğrudan kiralama ve satın alma işlemlerini yapabiliyorlar.

Ama bu konuda da son derece ilginç olaylar yaşanmaya başladı. Kiralık ev arayan İsrailli bir çift, internet ilanından gördükleri bir ev için ev sahibine bir mesaj gönderdi. Evi gezip görmek istediklerini ifade ettikleri bu mesajda sosyal medya da oldukça popüler olan emojileri de kullandılar.

Buraya kadar herşey normal. Gülen surat, şampanya şişesi ve dans eden figür emojilerini gören ve çiftin evi kesin kiralayacağını düşünen ev sahibi ise ilanı yayından kaldırdı. Gel gör ki çift evi tutmadı. Bunun üzerine kandırıldığını düşünen ev sahibi çifti dava etti. Hakim kullanılan emojilerin niyet belirttiğini ve ev sahibini yanlış yönlendirdiğine karar verdi. Çift bunun üzerin 2500 dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.

Artık tamamen duygu ifadesi olarak kabul görüp yaygınlaşan emojileri bundan sonra çok daha dikkatli kullanmakta yarar var…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this pageShare on Tumblr